Arşiv - 2015 - 17 Mayıs 2015

Heteroseksüeller nefret suçlarından neden kolektif suçluluk hissetmez?

 

Prof. Dr. Melek Göregenli, Homofobi Karşıtı Buluşma’da toplumun cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli nefret suçlarına ilişkin kolektif suçluluk ve sorumluluk hissetmesinin önündeki engelleri anlattı.

 

Kaos GL Derneği’nin bu yıl onuncusunu düzenlediği Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’nın ikinci günü (17 Mayıs) Kaos GL Derneği Danışma Kurulu Üyesi, Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Melek Göregenli’nin konuşmasıyla başladı.

 

Kaos GL Danışma Kurulu üyelerinden Sibel Yardımcı’nın moderasyonu üstlendiği oturumda Göregenli kolektif suçluluk, kolektif sorumluluk ve adalet üzerine sunum yaptı. Göregenli, kolektif suçluluk ve sorumluluk kavramlarını hem soykırımlar hem de cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli nefret suçları bağlamında ele aldı.

 

“Kolektif suçlara karşı kolektif sorumluluklar”

 

Göregenli “kolektif suçluluk” kavramı üzerine odaklanarak, “Kolektif Suçlara Karşı Kolektif Sorumluluklar” başlıklı sunumunu yaptı. Kolektif suçların yeni kavramsallaştırıldığını hatırlatan Göregenli, “Kolektif suçluluk kavramı soykırım ve savaş suçları gibi devletlerin işledikleri büyük suçlar ve halkların bu suçlarla ilişkilenmeleri bağlamında ele alınan bir kavram” dedi.

 

Kolektif suçlar üzerine son yıllarda toplumsal cinsiyet alanında çalışmaların da arttığını ifade eden Göregenli’nin sunumundan satır başları söyle:

 

“Halklar nasıl kolektif suçluluk ve sorumluluk duyar?”

 

“Kolektif suçluluk bir gruba ve bu grubun üyelerine dönük zarar verici davranışın haklı olmadığına dair gelişen olumsuz hisler diyebiliriz. Örneğin erkekler, kadınlara verilen zararla ilgili ne hissediyor? Zarar veren gruba mensup kişinin kendini suçlu hissetmesi bazen yasal bir süreçle bazen de zarar verilen grubun ifadelerle oluşuyor.

 

“Kolektif suç tanımının oluşması için dışsal bir yargılama yeterli olmuyor. Ermeni Soykırımı meselesinde bunu çok net görebiliriz. Pek çok ülkenin yurttaşları bu suçun adının soykırım olduğunu söylüyor. Bunu objektif bir yargı ve karar olarak görebiliriz. Ancak bu karar tek başına asla yeterli olmuyor. Türkiye halkının büyük çoğunluğunun bunu kabul etmediğini ve uzak durduğunu gözlemliyoruz. Bu durum sadece Türkiye’ye ilişkin de değil. Neredeyse hiçbir halkın belli koşullar oluşmadan kendi devletlerinin işlediği suçlardan bir sorumluluk ve suçluluk duymadığı görüyoruz. Bu alandaki çalışmalar ise ‘Nasıl olur da halklar kolektif suçluluk ve sorumluluk duyar’ sorusuna cevap arıyor. Çünkü kolektif sorumluluk hissedilmeden harekete geçmek de mümkün olmuyor.

 

“Önce kolektif suçluluk ortaya çıkacak, ardından kolektif sorumluluk gelecek ki adalet sağlanabilsin. Bu üçlü süreç gerçekleşmedikçe insanlar yüzleşmiyor.

 

Kolektif suçluluk ve sorumluluk için 4 koşul

 

“Süregelen kolektif suçlarla ilgili insanların ne zaman suçluluk duyacağına ilişkin 4 koşuldan bahsedebiliyoruz. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli suçlarda örneğin suçların faili olarak heteroseksist heteroseksüeller diyemeyiz. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğiyle ilgili suçlara ilişkin kolektif suçluluk duyabilmek için bir insanın ilk etapta kendisini bu suçları işleyen grup içerisinde, yani heteroseksüel olarak tarif etmesi gerekiyor. Dünyada heteroseksüeller ve heteroseksüel olmayanların var olduğunu bilmesi ve tanıması gerekiyor. Pek çok insan cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği denen şeyin insan hayatının bir noktasında değişen bir şey olduğunu düşünebiliyor.

 

“İkinci olarak grup üyelerinin kendilerini ve kendi iç grubunu diğer gruba verilen zararın sorumlusu olarak görmesi gerekiyor. Homofobik ya da transfobik suçu işleyen kurum ya da bireylerin kendi grubundan olduğunu fark etmesi gerekiyor.

 

“Üçüncüsü ise kişinin ‘Sorumlusu benim, benim grubumdan birisi’ demesi ve bu adaletsizliği meşru veya ahlaklı görmemesi; uygunsuz görmesi gerekiyor.

 

“Dördüncü koşul ise adaletsizliğin onarılması süreci. İnsanların neden pek çok şey bildikleri halde adalet için harekete geçmediğini bu onarım sürecinin kendisine zarar vereceği düşüncesine bakarak anlayabiliriz.

 

“İnsanlar kendi grubunun temiz olduğunu ispat etmeye girişiyor”

 

“Kolektif suçların reddi noktasında ise insanlar kendi grubunun temiz olduğunu ispat etmeye girişiyor. İkinci faktör ise kurbanın kim olduğuna ilişkin. Eğer kurban gerçekten mağdurun değersizleştirilmesi süreçlerine direnebilen kurban ise kolektif suçluluk hissi çok daha fazla artıyor. Her gün kadınların öldürüldüğü bir ülkede Özgecan Aslan’ın infiale yol açmasında mağdurun değersizleştirilmesi mekanizmalarından hiçbirine uydurulamaması yatıyor.

 

“Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği nedeniyle saldırıya uğrayan insanlara ilişkin yargılanma süreçlerinde faillerin ifadeleri de kurbanın kim olduğu ve bu davranışı hak ettiğine dair izlenim oluşturuyor ve kolektif suçluluk duyulmasını engelliyor.

 

“Heteroseksüeller anlatınca daha inandırıcı geliyor”

 

“Gruplar arası ilişkilerde eşitsizlik ve adaletsizliğe yol açan kolektif suçlar konusunda enformasyon verenin kim olduğu da kolektif suçluluk hissedilmesine de etkili oluyor. Kendi iç grubunuzdan gelen enformasyon daha inandırıcı geliyor. Heteroseksizme karşı mücadele aslında Kaos GL’nin ‘Eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir’ sloganının doğrulanmasını gösteriyor. Heteroseksüellerin kendi özgürlüklerini eşcinsellerin özgürlüğüne bağlayarak yaşanan suçlardan bahsetmesi diğer heteroseksüellere daha inandırıcı geliyor.

 

“Kolektif suçların hissedilmesinde önemli diğer nokta ise yapılan ittifaklar. Kimse kendisini sadece cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğiyle tanımlayamaz. Aynı zamanda hem dini inancınız hem de cinsel yöneliminiz sebebiyle ayrımcılığa uğrayabilirsiniz.

 

Milliyetçilik ve duygular…

 

“Kolektif suçlara bakarken milliyetçilik meselesine de bakmak gerekiyor. Çünkü milliyetçilik her koşulda kendi iç grubunun haklı ve temiz olduğunu söylüyor. Haliyle milliyetçiliğe karşı mücadele kolektif suçluluk hissedilmesi noktasında da önem kazanıyor.

 

“Kolektif suçlar meselesinde eyleme geçme noktasında duygular harekete geçiyor. İnsanların duyguları harekete geçtiğinde kendisi de harekete geçiyor. İnsanlar duyguları harekete geçtiğinde kendisi ile ‘kurban’ arasında bağ kuruyor. Duyguların harekete geçmesinde ise bireysel hikayelerin çok önem kazandığını görüyoruz.

 

Devlet ideolojisi olarak heteroseksizm

 

“Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli nefret suçları sadece sıradan insanların diğer sıradan insanlara yönelttiği suçlar değil. Heteroseksizm aynı zaman bir devlet ideolojisi ve yönetme aygıtı. Eşcinsel ve translar insanlık hanesinin dışına itiliyor ve kolektif suçluluk duyulmasının önüne geçiliyor. İnsan türüne zararlı olduğu fikri yaygınlaştırılarak bir tür türcülük ile kolektif suçluluk hissedilmesi engelleniyor.

 

“Bunun yanı sıra eşcinsel ve translar aile kavramına tehdit olarak sunuluyor ve bu yolla da kolektif suçluluk duygusu engelleniyor. Bununla birlikte ahlak kavramı da bu şekilde işlevlendiriliyor. Ve bütün bunlara ek olarak nefret söylemi kolektif suçluluk, kolektif sorumluluk ve zararın telafi edilmesi için politik eylem üçlüsünü engellemek için elinden geleni yapıyor.

 

“Dostluk eşitler arasında olur”

 

“Dostluk eşitler arasında olur. Adaletsizlik ve eşitsizlik giderilmeden dostluk filan olmaz. Eşcinsel ve transların öldürüldüğü bir yerde söylem düzeyinde değil maddi düzeyde telafi mekanizmaları olmadan dostluk olmaz! Bir grup diğerinin başını okşar ve bizim de buna ihtiyacımız yok! Hayatın her alanında ayrımcılığa uğrarken, ‘Biz sizi seviyoruz’ söylemlerini hiçbir eşcinsel ve trans kabul etmez.”

 

İlgili haberler:

Normalleştirmeye direnen queer pedagoji

“Erkek adam kaslı olur!”

Kadın kadına öykülerin onuncu yılı kutlandı

“Anneme açılırken, oğlu kendisine açılan bir anneyle yazıştık”

 

*10. Homofobi Karşıtı Buluşma Almanya Büyükelçiliği, Hollanda Büyükelçiliği, Kanada Büyükelçiliği, Norveç Büyükelçiliği ve SİDA tarafından desteklenmektedir.